08 Eylül 2013

Ayaz ortasında bahar

Devrim yalnız bırakıldıkça o devrime daha çok sarıldı. 12 Eylül ayazına karşı örgütünün sıcaklığına sarındı

Ayaz ortasında bahar
8 Eylül 1981 TİKB militanı Selma Aybal işkencede öldürüldü

Selma Aybal, 1981 Ağustos ayı ortalarına doğru, hain Adil Özbek'in yer göstermesi sonucu vurularak yakalandı. (*) Bu genç savaşçı fidanın kırılmasında Adil Özbek haininin gözüdönmüşlüğü kadar, çözülme ihtimali yüksek olan bu yaratığın yakalandığı haberi dönemin bölge sorumlularına özel kuryeyle iletilmiş olmasına rağmen kaldığı evin aradan günler geçtiği halde boşaltılmamış olmasının payı da büyüktü. İlk etapta yaralı olarak ele geçen Selma, örgütün sırlarını, daha sonra temelli kendisinde kalmak üzere, 8 Eylül'e kadar yaralı bedeninde taşıdı.

Selma'yı örnek yapan, görüne görüne gelen ölümle sakin, tereddütsüz ve kahramanca buluşması değildi tek başına. Bu bir sonuçtu ve bu 'sonuç', Selma'nın kısacık yaşamına sığdırdığı devrimci pratiğin 'doğal' bir uzantısıydı.

Selma, TİKB'nin kuruluş yıllarında Ankara'da katıldı örgüt saflarına. Devrim ve sosyalizm uğruna mücadeleyi örgütlü yürütmek amacıyla yaptığı seçim, o dönem devrimci dalgadaki yükselişin arkasına takılan bir sürükleniş değildi. Düşünülerek verilen bir kararın sonucuydu. O bunu lafla değil pratiğiyle gösterdi.

Henüz çok genç bir devrimciyken faşizme tutsak düştü. 12 Eylül karanlığı o cezaevindeyken çöktü. Tahliye edildiğinde, dizginsiz bir faşist terör ve baskının yanı sıra tasfiyeci korkaklık ve kavga kaçaklığı kol geziyordu. O gencecik devrimci, tasfiyeciler gibi örgütten ve örgütlü mücadeleden uzak durmayı, günün devrimci görevlerine yan çizerek arazi olmayı aklından bile geçirmedi. Tersine, yenen darbeler nedeniyle Ankara'da eski bağlantı kanalları üzerinden ulaşamadığı örgütü aramaya koyuldu. Onunla bu kez İstanbul'da buluştu. İletilen randevuya giden İsmail CÜNEYT'in izlenimlerini aktarırken yaptığı tanımla, “İncecik dal gibi bişey”di; “...ama mangal gibi bir yürek taşıdığı gözlerinden belliydi”. “Örgütün kendisine nerede ihtiyacı varsa oraya gitmek istiyor”du. Adana'ya gönderildi...

Dönem her bakımdan kalleş bir dönemdi... Buna rağmen o ne yakındı ne sızlandı. Devrim yalnız bırakıldıkça o devrime daha çok sarıldı. Kaçanlar, göçenler, tutsak düşenler çoğaldıkça ortaya çıkan boşlukları doldurmak için daha fazlasını omuzlamaya yöneldi. Pratik görevlerin yanı sıra Adana'daki baskı işlerini üstlendi. Uzun yıllar Adana'da çalışan Adil Özbek haininin, çözülecek olursa Adana'da polisi ilk götüreceği evin onun da kaldığı baskı evi olacağı açıktı. Gece yakalanan hainin İstanbul'da kaldığı eve 12 saat sonra gelen polis orada tek bir çöp dahi ele geçiremezken, günler sonra gittiği Adana'daki baskı evinde yanındaki yoldaşıyla birlikte onu hala parça parça ev boşaltmaya çalışırken buldu...

(*) Adil Özbek haini daha sonra TİKB tarafından cezalandırıldı. Aşağıda Orak-Çekiç'in Kasım-Aralık 1990 tarihli 74. sayısında yer alan TİKB açıklamasına yer veriyoruz.

DEVRİMCİ ADALET!
Bulduk!
Örgütümüzün bir yılı aşkın bir çabası vardı bu sözün gerisinde. Yüreklerimiz coşkuyla kıvılcımlanıyor bir anda. Bulunan, itirafçı Adil Özbek. Yakalandığı andan itibaren örgütümüzü çökertebilmek, devrime en ağır darbeleri indirebilmek için vargücüyle çalışan polis işbirlikçisi. Bürokrat, kariyerist kişiliği ve günden güne derinleşen korkaklığı görülünce örgütsel sorumlulukları alınan, kısa bir süre sonra yakalandığında bildiklerini bir çırpıda polise anlatıp TİKB'yi çökertmek için durmaksızın çalışan hain.

TİKB bu hain-polis işbirlikçisiyle ilgili kararını çok önceden vermişti.

1) Polisle işbirliğine girerek yoldaşlarımız Selma Aybal, Mehmet Ali Doğan, Aslan Tel ve İsmail Cüneyt'in öldürülmelerinden sorumlu olmak;

2) İstanbul I. Şube'de yoldaşlarımıza ve diğer devrimcilere yapılan işkencelere katılmak, devrimin bir daha belini doğrultamayacağı ve örgütümüzün çökertildiği yalanıyla moral bozmak ve itirafa zorlamak;

3) Metris Askeri Cezaevi'nde bulunduğu sürede, cezaevi yönetimiyle aktif işbirliği. Şemsi Özkan'la itirafçı-hainlerin yöneticliğini yapmak ve faşist idarenin siyasi tutuklulara giriştiği saldırılarda yol göstermek.

“Bulduk!”.. Bu sözün arkasında tüm yoldaşlarımızın, devrimcilerin, ispiyondan, ihanetten, alçaklığın her türünden nefret eden tüm insanların ortak beklentisi, özlem ve isteğini artık gerçekleştirebilecek olacağımızın sevinci vardı.

Adil Özbek, hainliğinin ödülü olarak “Pişmanlık Yasası”yla dışarı çıktıktan sonra, TİKB'nin ergeç bulacağı korkusuyla yaşamaya başladı. İsmini Onur Öner Işık olarak değiştirdi. Tipini değiştirmeye çalıştı. Polis şefleri, tek yeteneği ihanet olan bu itirafçı köpeği, önce Çerkezköy-Dinarsu, sonra Akkim Fabrikası'nda şef olarak işe soktular. Gerçek kimliğini titizlikle gizliyordu. Devrimin her yükselen sesinde, örgütümüzün adını her duyuşunda korkuyla titriyordu. Büyük yanılgısı, kendisini fabrikada gizlemeye çalışması oldu.



TİKB, yerin yedi kat altına girse onu bulacaktı. Ne kimliğini değiştirmek ne de köşebaşlarında geniş kavisler çizmek onu kurtarabilirdi. Yoldaşlarımız bu haini titiz, yaratıcı ve sabırlı bir çabayla buldular. İtirafçı-haini cezalandırma görevi Osman Yaşar Yoldaşçan Müfrezesi'ne verildi. TİKB MK üyesi, askeri komutanı, büyük bir antifaşist savaşçı olan yoldaşımızın adını taşıyan yeni kurulmuş bu müfreze, daha ilk andan itibaren yüksek bir sorumluluk duygusuyla hareket etti. Sabırla coşku sürekli çatıştı. Adil Özbek köpeğini bir an önce bulup cezalandırma istek ve coşkusuyla, hainin son anda fark edip kaçabileceği korkusu iç içe yaşandı. Kah biri kah diğeri öne çıktı. Son günlerde göze uyku girmedi.

İhanetin sonu yoktur!.. Hain Adil Özbek, örgütümüze ve devrime daha fazla darbe vurabilmek için vargücüyle çalıştı. Onun için bir gelecek yoktu. Yaşamı, TİKB'nin ona ulaştığı, ulaşacağı ana kadardı. Devrimci adaletin hükmünü gerçekleştireceği an gelmişti.

Beklenen iki akşamdan sonra eylem sabaha alındı. Sabah işe karısıyla birlikte gidiyordu. Karısı, bu hainin hainliğini bilerek evlenmiş, örgütümüzün, onun geleceği olmadığı şeklindeki uyarısına kulak asmamış, onunla birlikte ismini değiştirerek Özlem Iyık adını almıştı. Böylesi bir alçakla evlenme onursuzluğu, kuşkusuz cezayı hak ediyordu. Fakat örgütümüz, onun cezasının ölüm olmadığı, Adil Özbek köpeğinin ölümünü gölgeleyecek en küçük bir tavırdan kaçınma kararı almıştı. Buna uygun davranıldı. Karşısında yoldaşlarımızı görünce şoka girdi.

8 Kasım 1990 sabahı, saat 08:00, hain Adil Özbek, yanında karısı, lojmandan çıkıp arkaya doğru dönüyor. TİKB-Osman Yaşar Yoldaşçan Müfrezesi'nin bir savaşçısı, elinde silahı, karşısından ona doğru yürüyor ağır ağır... Devrimci adalet yavaş yavaş doğrulan silahın namlusunda... Hain donup kalıyor. Beyazdan sarıya dönen gözbebekleri irileşiyor. Kolkola yürüdüğü karısını itip geriye kaçmak istiyor. Bir başka yoldaş dikiliyor önüne. Yana doğru kaçmaya çabalarken iki yandan ateşleniyor silahlar. Bir anda birkaç kurşun yiyor. Can havliyle yandaki lojmana doğru gidip, kapıya ulaşmaya çalışıyorsa da yığılıp kalıyor... Bu köpeğe hiçbir yaşama şansı bırakılmayacak! Bir yoldaş yanına gidip son kurşunu kafasına sıkıyor.

Devrimin yenilgi günlerinde, onun bir daha belini doğrultamayacağını düşünerek ihanetten işkenceciliğe, alçaklığın çukurunda gezinen hain Adil Özbek layığını bulmuş, devrimci adalet gerçekleştirilmişti...

- Hiçbir hain, işkenceci ve faşist cezasız kalmayacaktır!

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..