08 Mart 2013

Kadınlar cepheye!..

Kapitalizmde patronlar işçiyi ezer, erkekler kadınları, bir ulus başka bir ulusu bir dil başka bir dili...

Kadınlar cepheye!..
Kadına dönük her yerde “modernleşen” dünyanın aksi yönünde artan bir şiddet aldı başını gidiyor. Artık o kadar artmış vaziyette ki çoğunlukla gözardı ediliyor, eğer içinde sansasyonel bir haber çıkarabilecek unsurlar barındırmıyorsa!..

Hindistan’da sahte bir otobüste bir kadına toplu tecavüz olayı tüm Hindistan’ı ayağa kaldırdı. Tecavüz edenlerin kullandığı yöntemin “profesyonel” oluşu, yani sürecin örgütlenerek yapılması ise daha da korkutucu. Yüzbinlerce Hinkli kadın ve erkek olaydan sonra sokaklara çıkarak eylem yaptı, devletin tepkisi bu eylemlere saldırmak oldu.

Sonrasında yine Hindistan’da yaşanan benzer bir olayda tecavüzcüler dövülerek linç edildi ve öldüler.

Türkiye’de sadece Ocak ayındaki -sadece bildiğimiz- olaylara bakarsak, 18 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

20 kadın şiddet gördü.
11 kadına tecavüz edildi.
15 kadın taciz edildi.
Bu bilgiler sadece basına yansıyanlar, bir de yansımayanlar var, ötesini siz düşünün.

“Saldırıya karşı dans” çözüm mü?
Aynı süreçte aynı kanallarda bir hareket de kendine yer buldu: “Bir Milyar Ayağa Kalkıyor Hareketi"! 14 Şubat Sevgililer gününde kadınları sokaklarda dans etmeye çağırdı bu hareket. Bir milyar kadının aynı anda kadına dönük şiddete, tecavüz ve tacize karşı dans etmesi hedeflendi. Bir Milyar Ayağa Kalkıyor Hareketi amacını “Her üç kadından birinin şiddete maruz kaldığı istatistiğini hesapladığınızda, dünyada bir milyarı aşkın kadının şiddetten etkilendiğini görürsünüz. V-Day’in 15. yıldönümünde bir milyar kadını ve onlara değer verenleri bu şiddete son vermek için sokağa çıkmaya, yürümeye, dans etmeye ve taleplerini yükseltmeye çağırıyoruz. V-Day, kolektif gücü ve sınırlar ötesi dayanışmayı tüm dünyanın görmesini istiyor” sözleriyle açıkladı.

14 Şubat’ta dünyanın farklı coğrafyalarında kadınların, kadın cinsine dönük şiddete karşı hep beraber dans etmesi, danstan da öte buna dikkat çeken ve dayanışmayı vurgulayan bir eylem örgütlemesi -en azından- anlamlıdır. Ama kadın cinsine dönük katliam boyutundaki şiddet karşısında yeterli midir? Kapitalist sistemin tüm dünyada erkek askerlerinde hayat bulan kadına dönük planlı, organize ve süreklileşmiş saldırısı karşısında yılın bir günü eylem yapmak, dans etmek ya da sorunu parçalardan alıp bütünü görememek, böylesine organize bir sistem karşısında bir sestir belki, ama zayıf bir ses...

Kadına şiddet bir savaşın parçasıdır!



Tüm bir toplumlar tarihini sınıflar mücadelesinin tarihi diye özetler Marx. Yüzlerce yıl öncesine gidersek, tarih, krallıkların ya da padişahların “cihad” ya da haçlı seferlerinin tarihi değildir. Resmi tarihin anlatımının aksine tarih, derebeyleriyle serflerin (kölelerin), toprak ağalarıyla köylülerin, burjuvaziyle işçi sınıfının mücadelesinin tarihidir. Yani sınıflar arası çelişkilerin ve kavganın… Ezen ve ezilenin. Tüm bir dünya tarihini ve tarihin gidişlatını belirleyen bu mücadeledir. Çünkü tarih olarak adlandırdığımız olaylar- olgular toplamının bütününün dünya üzerindeki bütün insanların kişisel yaşamları üzerinde doğrudan etkileri olduğu gibi, yine sınıfları oluşturan insanların toplamda yaptıkları, mücadeleleri ya da mücadelesizlikleri de tarihi şekillendirir.

Kapitalizmi ise kökleri çürümüş ama dalbudak sarmış ve tüm bir hayatı kaplamış bir ağaca benzetebiliriz. Kapitalist sistemde sadece işçi sınıfı ezilmez, sistemin çalışması için “ezme ve ezilmeyi” toplumsal bir gerçeklik haline getirmesi ve kanserli bir hücrenin diğer hücreleri de hasta etmesi gibi tüm bir toplumu etkilemesi gerekir. Kapitalizmde patronlar işçiyi ezer, erkekler kadınları, bir ulus başka bir ulusu bir dil başka bir dili... Ezme ve ezilme bir kültür olarak yaygınlaşır, bizzat sistemin kendisi tarafından temelleri sağlamlaştırılır ve desteklenir. Yani kadına yönelik şiddet meselesi oldukça sınıfsaldır. Ama sınıfsal olması devrimden sonraya bırakılması gerektiğini göstermez.

Sormak gerekir o zaman? Sistemli bir şekilde işlenen kadın cinayetlerine kapitalizmin bir çözümü var mı? Yok! Biraz daha derine baktığımızda tüm bu cinayetlerin sebepleri zaten sistemin neden olduğu sebepler!

Yani bizleri öldürmek müstahaktır çünkü;
Namusumuz temizleniyor!
Çalışmak istiyoruz!
Tecavüze uğradık, hamile kaldık!
Şiddet gördüğümüz eşimizden/ sevgilimizden ayrılmak istedik!

Kapitalizmin toplumsal olarak yarattığı kadın olgusu dinle de harmanlanmış ve zaten kadının yeri en baştan belirlenmiş. El pençe divan erkeğin bir adım gerisinde, başı yerde, ağzı var dili yok! Bu kuralın azıcık dışına çıkan kadınlar ilk elde hedef olanlar oluyor. Sarai Sierra cinayetini hatırlayalım; medyanın öldürülen kadın üzerinden yaptığı propaganda; “Ne işi var kadın başına başka bir ülkede, öyle dolaşırsa başına bu gelir, haketmiş!

Kadına tecavüz ve cinayetten “yargılanan” erkeklerin aldıkları traji-komik bir şekilde düşük cezalardan bahsetmiyoruz bile! Elbette bu yazının içerisine sığmayan çok sayıda örnek sistemin kadına şiddeti nasıl teşvik ettiğinin ve desteklediğinin açık göstergesi. Ne var ki, eğer biz bir savaşın (sınıf savaşının) bir cephesinde, sürekli olarak katlediliyor ve saldırıya uğruyorsak, nasıl bir stratejiyle cevap vermeliyiz?

En başta savaşın bir cephesinde olduğumuzu anlamak gerekiyor. Kadın cinsine şiddet, özellikle de yoksul ve emekçi kadına dönük olarak gerçekleşiyor. Bu da tesadüfi bir olgudan ziyade kadına şiddetin sırtını dayağı sınıfsal özden kaynaklanıyor. Yani biz hem sınıfsal hem de cinsel bir saldırıya uğruyoruz, yani meseleyi sadece erkeklerden ibaret gören yaklaşımlar yetersiz ve yanlış olduğu gibi, tüm bir sorunu devrimden sonraya havale eden yaklaşım da doğru değil.

Düşman örgütlü ya biz?..



Kapitalizm insana insanca yaşam verebilecek bir sistem değildir. Ama bu insanca bir yaşam için mücadele etmeyi yadsımaz. İşçi sınıfı bunun için örgütlenir, insanca çalışma koşulları için, ücretler için, örgütlenme hakkı için mücadele verir. Sınıfların güç dengelerine göre ezilenlerin durumu belirlenir. Örgütlü ve güçlüysek kazanımlar elde ederiz, ama gücümüz biraz zayıfladığında, sesimiz biraz kısıldığında bunları kaybederiz. Çünkü kapitalizm boşluk tanımaz! Bizim boş bıraktığımız tüm alanları doldurur ve toplumda çaresizlik-korku-sinmişlik yaratmak için, insanların duyargalarını zayıflatmak için her aracı kullanır. Kapitalizmde kadının özellikle de emekçi kadının bu bütünlükte mücadele etmesi savaşın olmazsa olmazıdır. Sınıf savaşımı işçi sınıfına pekçok silahı da öğretti şimdiye kadar: Grev, direniş, işgal, emeğin yumruğu… Ama en başta da örgütlü bir düşman karşısında örgütlenme zorunluluğu!

Tüm bu silahları, en başa örgütlenmeyi yazarak ve yenilerini de geliştirerek cephanemize katmak ve bize açılan savaşa aynı şiddetle karşılık vermek boynumuzun borcu!

[Alınteri'nin Mart 2013 tarihli sayısından alınmıştır]

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..