12 Nisan 2013

"Sözümüz şehirden içeri"

Bajar'la müzik, şehir ve kapitalizmin cenderesinde yaşayan gerçek insanların hikayeleri hakkında konuştuk

vedat-yıldırımİşportacılardan, amelelere ve beyaz yakalı işçilere kadar şehirlerin kuşatıcılığı altında yaşayan insanların hikayelerini isyankar bir dille ve mücadeleye çağırarak anlatan Bajar'ın solisti Vedat Yıldırım'la müzik, şehir ve kapitalizmin cenderesinde yaşayan gerçek insanların hikayeleri hakkında konuştuk.

- Bajar nasıl doğdu, Kardeş Türküler hala devam ediyor ama Bajar çok farklı?
Bajar'ın anlatmak istediği bir dünya var, bir de bu dünyanın üslubu var. Bu folk rock dediğimiz üslupta anlatmaya çalışıyor. Ama folk rock derken bir yönüyle de çok melez bir müzik. İçinde hip hop öğeler ya da punk öğeler, şehirdeki birçok öne çıkmış alternatif diyebileceğimiz müzik formundan etkilenen bir şey.

Hayata 2-0 yenik başlayanlar...


Anlatmaya çalıştığı hayat da, Bajar şehir demek, ne oluyor yani? Bu şehirler ne durumda? Özellikle 90'lardaki o zorunlu göçlerden sonra büyük bir Kürt nüfus akın etmeye başladı büyük şehirlere. Mersin, Diyarbakır, İstanbul, İzmir... Ve buralarda da bir karşılaşma yaşandı aslında. Hem bir karşılaşma hem de yaşam mücadelesi başladı. Bu mücadelenin tabii iki boyutu var bir kimlik siyaseti var. O kimlikten kaynaklı bir sınıfsal konumda da oluyorsunuz. İşportacılar, ameleler... Hizmet sektöründe, pek de iyi olmayan koşullarda. Bizim iki albümde öne çıkan buydu. Hayata 2-0 yenik başlayan insanları anlattık. Yani bu şehri, yeni sosyolojisini müzikal dilde anlatmak gibi bir derdimiz vardı.

İlk albüm Nezbe/ Yaklaş. Şimdi ikinci albümün adı Hoşgeldin. Genelde çok afilli isimlere girmeden, mütevazi ama davetkar bir üslup tutturmaya çalışıyoruz.

- Her dönemin müziği farklı oluyor, o dönemin ruhunu yansıtıyor. Bu göçlerden sonra, bu ulusal mücadelenin sınıfsal bir karakter kazandığının da göstergesi diyebilir miyiz?
Tabii, sonuçta ulus devlet modeli, milliyetçilik dediğimiz şeyin 150 yıllık bir tarihi var. Bunların hepsi bir yaşam modeli sunuyor. Ve bu yaşam modeli sınıfsal bir model de öneriyor. Ulus devlet dediğinizde ırkın, milliyetçiliğin gücünü de kullanarak belli sınıflar dağıtıyorsunuz insanlara. O yüzden birbiriyle çok içiçe geçen şeyler bunlar. Türklük diye bir kimlik dayatılıyor ve sen ancak asimile olarak bu evrenin içinde yer alabilirsin. Hani diyorlar ya Kürtlerden başbakan da oldu, ama bu iş kan olayı değil. Önemli olan insanların kendi kimliğiyle yaşayabilmesi. Bunlar imkansız. Bir Ermeni'nin halen Türkiye'de kamu görevlisi olması yasak. O zorunlu göçlerden sonra ne oldu? İnsanlar buraya vasıfsız olarak geldiler. Sonuçta bu insanların toprakları vardı, çiftçilikten anlıyorlardı. Bütün bunlar ellerinden alındı ve kendilerini zamansız bir yolculuğun içinde vasıfsız bir halde buldular. Ancak hizmet sektörü, işportacılık yapıyorsun.

- Ama şarkılarınızda kendi haline üzülen, acıyan, kederli bir havadan ziyade bir isyan var.
Biz sonuçta protest bir ekibiz. Oturup neden ağlayalım? Mücadele etmek lazım. Şimdi hem zulüm ediyorlar hem de biz halimize mi ağlayacağız? Nasıl olabilir böyle bir şey. İnsanlar mesela bir yerde kredi kartıyla alışveriş yapıyor diyelim. Limiti bitiyor. Şeyi saklıyor. Limitim bitti, param kalmadı demiyor. Yani utanıyorlar. Öyle bir sistem ki bu kapitalist sistem, hem elleri hepimizin cebinde, hem adaleti çalıyor ama bir taraftan da insanlar utanıyorlar. Inanılmaz bir yabancılaştırma. Çok rahatsız edici bir durum aslında. O yüzden biz, her zaman ah vah ağlayalım ötesinde, "bu hayat tekrar nasıl filizlenebilir" e dair bir dil kurmaya çalışıyoruz. En son yaptığımız Serhildan Jiyane klibinde de ömür boyu, bu çocuk midye tepsisini kafasında taşımak için mi dünyaya geldi? Bütün gençliği orada gidiyor. Zaten klipte de tekmeyi atıyor en sonunda. Daha isyankar bir üslup tutturuyoruz.

Parlaklığın altındaki sömürü ve pas


- Betbeyaz'da da beyaz yakalıları anlatıyor. Beyaz yakalılar daha ayrı gibi gözüküyorlar işçilerden, size ilham veren ne oldu?
Bajar şehri anlatıyor derken de, Türkçe şarkılar da var. İki dilli bir müzik yapıyoruz. Derdimiz sadece Kürtleri değil şehrin bütün katmanlarını anlatmak. Şehrin müzikal bir fotoğrafını çekmek aslında. Etrafımıza baktığımızda da beyaz yakalılar, yani ofis çalışanları çok önemli bir yerde duruyor. Ve aslında kapitalizmin taşıyıcıları onlar. Kapitalizmi o sınıf ayakta tutuyor. Niye? Çünkü tırnak içinde daha ayrıcalıklı bir kesimmiş gibi görünüyor ve çok olmasa da belli bir ekonomik gelirleri var. Ama aslında onlar da sınırda yaşayan bir kesim. Ama yine de kendilerini kapitalizmin ayrıcalıklı kesimi olarak görüyorlar. O sınıfın aslında kendi gerçek hallerinin farkında olmaması da kapitalizmin işine yarıyor. Ama bir taraftan da çok acıklı bir hayat beyaz yakalıların dünyası. Nasıl bir güçtür ki seni her sabah 6'da kaldırıyor akşam 7'de eve geliyorsunuz. Haftanın 5 hatta 6 günü, mesai olunca 7 günü çalışıyorlar. E zaten eve gittiğinde halin de kalmıyor ve iş yorgunluğu rehabilitasyonla geçiyor. Kendinizi yeni bir haftaya hazırlıyorsunuz. Çok klişe gibi gözükebilir ama kölelik bu sistem. Çok yabancılaştırıcı, ömrünüzün 7'de 5'ini birilerine vakfediyorsunuz. Sırf karnım doysun, geçineyim diye. Tırnak içinde kapitalizmin parlak insanları gibi gözüken ama o parlaklığın altında inanılmaz bir sömürü ve pasın olduğu, insanların benliklerinden uzaklaştığı bir durum. Çok da para kazanmıyorlar şarkı sözünde de var ya "ütüm düzgün, yüzüm buruşuk" ne hayallerle üniversitelere gidip kazanıyorlar ama dönüp dolaştıkları böyle bir hayat. Biz işte bu dünyayı anlatmaya çalışıyoruz.

- Aslında ellerindeki her şeyi her an kaybedebilirler de...

O dünyada sendikalaşma yok, bir örgütlenme ağları yok. Sınıfsal katmanlar, işçi sınıfı diyoruz ya onlar da o sınıftan aslında. Senin yaptığın işten bir artıdeğer alan var mı? Sömürülüyor musun? Peki yönetici misin? Değilsin. Bir işçi bir ürün üretiyor, sen de bilgi üretiyorsun.

Gerçek insan hikayelerine dönmek


Türkiye'de popüler müzik camiası farklı. Rock müzik gibi daha isyankar ve muhalif olma iddası olan evrene baktığımızda gündelik hayat, gündelik hayatın politikası, insan hikayeleri, insan hikayelerinden yola çıkan bir yaşam tasavvurunu göremiyoruz. Bunlar çok azalmış. Bir dönem Anadolu Rock geleneğinde var ama o akım da çok devam ettirilemedi. Biz biraz tekrar hikayelere dönemekten, afilli söz oyunlarının ötesinde bir şeyler anlatmaktan yanayız. Hayattan çok koptu şarkı sözleri. Soyut bir söz oyununa dönüyor. O dediğimiz sanatsal üslup, metaforlar dünyası ile işportacı çocuğun hayatı nasıl birbirinden bu kadar koptu?

"Apoitiklik de bir politika"


- Bu sanatın toplumsal gerçeklikten kopmasıyla alakalı.
Ama sanatın toplumdan kopması da bir kopuş değil. O farklı bir hayatı anlatıyor. Farklı bir siyaseti anlatıyor. Bir pop müzik, mesela Serdar Ortaç'ın da bir politikası var. Sonuçta bir hayat savunuyor. Apolitiklik de bir politikadır. Sonuçta sahneye çıkıyorsunuz, karşınızda insanlar var. Bir şey sunuyorsunuz o insanlara. Nasıl politikacı kitlelere bir şeyler söyleyerek etkilemeye çalışır, siz de müziğinizle, sanatınızla bir şeyler söylüyor ve bir hayat sunuyorsunuz onlara.

"Yanıbaşındaki özgür olmazsa sen de olamazsın"


Albümlerin dışında da memeleketin güncel meselelerine müdahil olmaya çalışıyoruz. Yeni bir iklim yaratılmaya çalışılıyor. Bu da tabii herkesin mücadelesiyle olacak. Nasıl bir şey gelişecek bilmiyoruz ama en azından bahar geldi, gençler ölmüyor. Onun mutluluğu var üzerimizde. Ama bundan sonra ne olur, süreç nasıl gider herkesin mücadele etmesi lazım. Öyle bir temkin de var. O temkin herkeste var. Bundan sonrası çok önemli, herkesin dikkatli olması ve mücadele etmesi gerekli kendi dünyasında. Birbirine destek olarak. Kürtler olsun, Aleviler olsun, emekçiler olsun, bir yerde buluşmaları lazım. Çünkü öbür türlü bir taraf birtakım özgürlükler kazanırken diğer tarafın ezilmesi, o işin doğasına aykırı. Özgürlüğümüzü kazandık diyen taraf da kazanamaz. Total bir şey. Yanıbaşındaki özgür olmazsa ne olacak ki?

- Bajar'ı dinleyenlerin tepkileri nasıl?
Nostalji edebiyatı yapmamaya çalışıyoruz. O göçle gelen gençleri düşün, onların çoğu artık geri dönmez, o belli. Yani o köye dönüş yasaları falan, bunlar doğru dürüst işlemediği için. Belki yaşlı kesim, toprağını özleyen insanlar gitmek istiyorlar ama o konuda bir güvence de yok. Ama gençlerin çoğu artık burada bir hayat kuruyorlar. O yüzden bizim şarkı sözlerimizde böyle nostalji, "şehir kirlidir, memleketine dön" gibi temalardan çok, insanlar burada yaşıyor ve burada bir hayat kuruyorsa biraz burada daha onurlu, kendi değerlerine sahip çıkabilen bir hayat nasıl olabilir? İnsanların kendi dünyalarıyla burası arasında bir bağ kurmaları için "yenilikçi" diyebileceğimiz bir üslup kurmaya çalışıyoruz. İnsanlar da bu dünyayı paylaşıyorlar bizimle, öyle bir ihtiyaç var çünkü.

Bir de 30 yıllık bir savaş olmuş ve insanların hayatları hep ertelendi. Özellikle yapılan bir şey devlet tarafından. Uzun erimli bir asimilasyon süreci yaratılmaya çalışıldı. Hem siyasi soykırımlarla, bu şehir hayatının dağınıklığı içinden insanların dillerini unutmaları. Şu anda da bu tehlike devam ediyor. İnsanların kendi kültürlerini yaratmaları lazım. İşçiyse işçilerin, alanlar lazım. Siz de görüyorsunuz, ana akım bir dünya var ve bir şekilde herkes onun içinde eritilmeye çalışılıyor. Bir üniversite gençliği var, onların kendine özgü bir kültür yaratmaları, emekçilerin ortak alanlar, buluşma mekanları yaratmaları lazım. Bunlar çok yok. Biz Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nu da bu yüzden kurduk. İnsanların bir araya gelip kendi meselelerini konuştukları kurumlaşmalar yaratmak çok önemli.

- Dünyada müzikal olarak etkilendiğiniz isimler var mı?
Birçok şey dinliyoruz. Şunu sadece diyebilirim, rock müzik diyoruz ya, rock aslında beyazların müziği. Şöyle beyazların müziği. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, savaştan çıkılmış, kapitalizm "refah refah" demiş ama büyük savaşlar yaşanmış ve bir yabancılaşma yaşanmış. Gençler bakmışlar, anneleri babaları ölüyor ve büyük bir vahşet. Beraberinde sistem sorgulamasını getiriyor. 60'larda da gençler arasında bir muhalefet beliriyor. Ve o müziğe baktığınızda da rock müzik siyahilerin müziğinden etkilenmiş ama gruplara bakınca hepsi beyazlardan oluşur. Biz nihayetinde rock müziği İngitere'den, Amerika'dan öğrendik. Yani bunu derken, "vay oradan öğrendik, çok kötü" demek istemiyorum. Bu evren dışında, orası dışında başka yerler yok mu? Bir gitarı öğreniyorsunuz ya, siz sadece Amerika'daki gitaristleri takip ederseniz bu aslında emperyal birşey olur. Zaten orası kendini dünyaya çok rahat duyurabiliyor ve siz de onu alıyorsunuz. Araştırmak lazım. Afrika'da mesela inanılmaz gitaristler var. Ayrı dünyalar var. Ayrı bir ritim var. Bizim de oturup kendi geleneğimizden beslenen, bir müzik yaratmamız lazım. Türkiye'de rock müzik çok İngiltere-Amerika eksenli.

"Emperyalizm, Cola ve MC Donalds'tan ibaret değil"


Emperyalizmi sadece Cola ve MC Donalds'tan ibaret görüyoruz ya... Değil aslında. İnsanların imge dünyalarına daha çok hükmediyor. Ben bakıyorum, kendini solda tarif eden pekçok kişinin kültürel ilgi alanlarına baktığınızda, okuduğu kitaplardan, yaptığı müzikten, sevdiği müziklere baktığında aslında emperyalizmden etkilendiğini görüyoruz. İmgesel örgütlenme çok önemli. Her yer bir örgütlenme alanı aslında.

İşin aslı şu anki sistem insanı öyle bir ters köşeye yatırır ki... Sen çok muhalif olduğunu sanırsın ama gündelik alışkanlıklarına baktığında çok sağ bir yerde durduğunu görürsün. O yüzden gündelik hayatın politikası çok önemli. Sadece büyük cümlelerle konuşmak yetmiyor. Ne yapıyorsun? Nasıl yaşıyorsun? Gündelik hayatın politikasını kuramayan bir insan tökezler ve açıkları doğar. Gerçekten özgürlükçü bir hayat bütün algılarının açık olup etrafını görebilmenle mümkün. Kuşatılıyoruz...

bajar

RSS

Korku dağları bekler

Korku dağları bekler

Burjuvaziyi faşist devlet terörünü güçlendirip boyutlandırmaya zorlayan asıl etken ve dinamikler daha derinde...

 

Yedikule zindanlarından günümüze

Yedikule zindanlarından günümüze

Yasalar değişiyor, hapishane adları-harfler değişiyor, yeni hapishaneler yapılıyor ama zindan hep zindan. Devlet hep ceberrut

 

Kadının beyanı

Kadının beyanı

Siyaset ve erkek yargı “hak etmiş” kadınları duymadı bugüne kadar...

 

Taksim, yine...

Taksim, yine...

Bugünkü Taksim eylemi de kitle direngenliğiyle akıllara kazındı. Taksim'i, İstiklal'in tüm ara sokaklarını ablukaya almasına rağmen direnişi kıramadı!

 

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna ne anlatıyor?

Ukrayna, “uzakta” olup biten bir 'dış haber' gözüyle görülmemeli!..